Apandisit (apandist) ameliyatı nedir? Patladığı nasıl anlaşılır?

APANDİSİT PATLAMASINDAN ÖNCE YAŞADIKLARIM 
(bunu okumak istemeyenler bi alt bölüme hastanede yaşadıklarıma geçebilir)

Bundan bir kaç ay önce başladığım diyetisyen kontrolündeki diyetle 6 ayda 10 kiloya yakın kilo verdim.  İşte müthiş bir fiziğim oldu, aynaya bakıp kendini beğenmeler, mağazalarda bunun 32 bedeni yok mu diye sormalar derken güzel bir süreç yaşadım. Taa ki göbek yapana kadar...

42,43 kilo arasında gidip gelirken birden nedenini anlayamadığım ancak haftalık tatlı kaçamaklarıyla ilgili olduğunu düşündüğüm göbeğim canımı çok sıkmadı. Dedim ki plajda göbeğimi içime çeker yürürüm falan filan. Derken bu göbek bildiğin dağ gibi oturdu vücüduma. Şişkinlik ve halsizlik de yaratıyordu üstelik, yerinden kalkamama, of çok yedim demek gibi. 

Bir gün göbek deliğimin civarlarına bir ağrı düştü. heh dedim gecikmeli regl geliyor sonunda. Regl olduğunda göbek ağrımaz neticede ama gecikti ya demek ki bu kez böyle geliyor dedim. Baktım ortada kan yok bişi yok. Bu ağrı sağ kasığıma kadar yayıldı. Ve ağrı bıçak saplanır gibi nefesini kesen, konuşturmayan bir ağrıydı. Koştuk acile gittik. Bana gaz teşhisi koydular, hatta doktor bey dalga da geçti 1 değil 5 gaz ilacı yazalım hanfendinin dışkısı çok eheheh diye. Ertesi gün bu ağrı daha bir dayanılmaz oldu. Evden editörlük yaptığımdan 10 dk uyuyor 20 dk çalışıyordum. Gözlerim kapanıyor, bilincim gidiyordu. O haberleri hala nasıl yazdığımı ben bile hatırlamıyorum. O gece yataktan kalkmak bile istemedim sabahında ise doktora gittik.

HASTANEYE GİDİNCE YAPILACAKLAR

Hastaneye gittik derdimizi anlattık. Beni önce o sancıyla ilaçlı tomografiye soktular. Bilmeyenler için anlatayım. 1.5 litre su şişesine iğrenç tatta bir ilaç karıştırıp 2 saatte içmenizi istiyorlar. Böylece o ilaçlı su vücudunuza yayılıyor organlarınız tahminimce daha net görünüyor. Suyu içtikten sonra ise sakın tuvalete gitmeyin. tomografinin amacı zaten sıkışmak. 

İkinci olarak benden tahlil istediler. Tahlilde bir değer fırlamıştı kanımda mikrop iltihap olduğunun göstergesiydi.

Doktor eğer sizi muayene ederken, sağ tarafınıza bastırıp bıraktığında daha fazla acı duyuyorsanız geçmiş olsun apandistsiniz. Bunu da her doktor anlamıyor pratisyen hekime denk geldiyseniz işiniz güç. Uzman doktor anladıysa zaten direkt olarak tomogrofi ve tahlil sonuçlarınızı de bekleyip sizi cerraha yönlendiriyor. 

Sonuçlar alınınca size bir güzel ağrı kesici serum veriyorlar bir odada usulca cerrahı bekliyorsunuz cerrah da gelip muayene ederse yatak boşluğuna göre ameliyata bir kaç saat içerisinde alınıyorsunuz.

AMELİYAT VE AMELİYAT SONRASI
Ameliyata girdiğiniz doktoru keşke seçebilseniz ama ben iyi bir doktora denk gelmiştim. Apandisitim patlayalı 3 gün olmasına rağmen ameliyatın mükemmel geçtiğini söyledi. Benim ameliyatım kapalı olarak gerçekleşti. Yani göbek deliği, göbek deliğinin altı ve sol tarafta dikişi olmak üzere 3 dikişim var ve ameliyattan yaklaşık1 hafta 10 gün sonra dikişleri alıyorlar. Eskisi gibi açık ameliyat yapıp kocaman yarıklar açılmıyor karnınızda. 

Ameliyatta pis kanın atılması için bir adet dren denen hortum yerleştiriliyor karnınıza. Bu hortumdan ameliyat sonrasında bol bol koyu renkte kan akacak korkma. Ancak o hortumla hastane koridorlarında yürümeye çalışmak tam bir eziyet ve oldukça sancılı. Ben bağıra bağıra inletmiştim hastaneyi.

Dren denen hortumdan açık renkte kan gelmeye başladıysa bu iyiye işaret. İltihap akmış demektir. 

Eğer apandisit apse yaptıysa ve apse için ameliyat olduysanız aynı gün taburcu ediliyormuşsunuz hastaneden. Ancak patladıysa bir ve ya iki gün daha hastanede tutuluyorsunuz. Sadece sıvı veriyorlar. Bana elma suyu ve su serbestti misal. Ama acıkıyorsunuz haliyle. Acıktığınızda serum dayıyorlar hemen. Ama ben doymadım ki diyorsunuz. Gerekli şeyleri serumdan aldığınızı söylüyorlar.

Ve artık hastaneden taburcu olmaya geldi sıra. Sevinirken ben bir anda her şey alt üst oldu. Dren denen o hortum karnınızdan çıkartıldığında müthiş bir acı yaşıyorsunuz ki ben apandisitim patladığında bile o acıyı yaşamadım. 

Sonra mutlu son zaten. 


Geçen hafta bugün bu saatlerde narkozun altındaydım. Şimdi ise bu yazıyı yazdım. Böyle bir şey de başımdan geçmedi demem artık.. 



Diyarbakır: Nerede ne yenir, nerede gezilir ve şehir hakkında notlar

Diyarbakır'ı neden sevdiğim sorusuna net bir yanıt veremesem de her gidişimde beni etkilediğini itiraf etmem gerek. Havasından mı suyundan mı insanlarından mı yoksa hüznünden mi bilinmez; gidince sıkılmadığım dönünce özlediğim şehirlerden. 





Erkek arkadaşımın orada yaşıyor olmasından mütevellit, iki ayda bir bulunuyorum Diyarbakır'da. Şuana kadar uğramadan dönmediğim yer şüphesiz Sülüklü Han oldu. Han'ın tarihi Sur ilçesinde oluşu, mönülerinin Cemal Süreya dizeleriyle verilişi, şarabı ve sunumu, başımızı kaldırdığımızda gördüğümüz o ağaçlar, müzik seçimleri... Bu detaylar bir araya gelince sarhoş olmamak mümkün olmadı Sülüklü Han'da. 

KAHVALTI

Han demişken asıl dikkatleri çeken, hayranlık uyandıran, her gün sayısız yerli yabancı turisti ağırlayan tarihi Hasanpaşa Hanı'ndan bahsetmemek olmaz. Kahvaltılarıyla meşhur olan Han, Diyarbakır'a özgü peynirleriyle, etiyle, soslarıyla serpme kahvaltıya doyacağınız türde çeşitlilik barındırıyor. Hasanpaşa Hanı gün içerisinde şehri gezenlerin çay, kahve içmek için uğradıkları bir soluklanma ritüeli de sunuyor. 








Diyarbakır'da kahvaltı için bir diğer bahsedeceğim yer İç Kale. İç kale Diyarbakır'în ilk kuruluş yeridir diyebiliriz . İç Kale Kahvaltı Evi önceden kullanılmış bir ev iken daha sonra restore edilip kahvaltı mekanı olarak kullanılıyor. Bunu anlatmak biraz garip oldu ama şehirde benzer mekanlar çok. Hem kahvaltı yapıp hem gün içerisinde ziyaret edilebileceğiniz yerlerden. 

Mekanda yaşanılmışlık hissini doyasıya bedeninizde ve ruhunuzda hissediyorsunuz. Bedeninizde diyorum çünkü müzik seçimleri ve sundukları kahvaltı duyu organlarımızla hitap ederken, evin duvarları avizeleri kapıları huzurun kapısını aralıyor. 

video


OFİS 


Diyarbakır'ın tarihi yeri Sur ise, modern yanı Ofis semtidir. Gençlerin okuldan işten çıkıp birşeyler içip sohbet ettiği, alışveriş yaptığı, sokak müzisyenlerinin ve sokak satıcılarının bol olduğu, her köşe başı yöresel giysilerin satıldığı aranılan her şeyin bulunduğu merkez. Sur da bu yönüyle aynı fakat Ofis'te bir şehir havası aldığınızı hissediyorsunuz. Sur'da gördüğünüz o tarihi hanlar, yapılar kendini binalara ve şehirleşmeye vermiş durumda. 


GABO


Diyarbakır'ın Ofis semtinde yer alan Diyarbakır'ın ilk vejetaryen kafe'si. Gabo ismi verilirken Güney Amerikalı yazar Gabriel Marquez'den esinlenilmiş. Zaten kafeye girdiğinizde kitap ve yemek ikilisinin yarattığı o uyum dikkatinizi çekiyor. Duvarlar yeşil, bahçesi sarmaşıklı. İçeriye sizin kadar rahat girip çıkabilen kedileriyle de ünlü. 






Bu mekanı seviyorum çünkü mönüsü öyle her vejetaryen kafede göreceğiniz türden değil. Karnabahar, kurufasulye koyup geçiştirmemişler. Benim favori yemeklerim Shepherd's Pie, Yahudi Köftesi, ve "dünyanın en güzel mercimek çorbası" diye adlandırdıkları çorbaları. 


Shepherd's Pie İngiltere'nin etli bir yemeği ancak vejetaryen yapan yerler de var. Gabo onlardan biri. Et yerine yeşil mercimek kullanılıyor. Altta yeşil mercimek, soğan ve baharatlar, üstte patates püresi ve ya başamel sos ile fırına veriliyor. 






DİYARBAKIR KÜLTÜRÜ


Diyarbakır'da farklı ve ilginç bulduğum, sevdiğim ve sevmediğim detaylara ineceğim. 


Öncelikle her yemeğe salça ve yağı bol koyduklarından, buzdolaplarında mutlaka et bulunmasından bahsetmeyeceğim. Çünkü artık Doğu yemeklerinin yağlı olduğunu bilmeyen yoktur. Dışarıda etsiz yemek bulmanız hayli zor. Etsiz yemek kültürü yavaş yavaş hakim olmaya başlıyor şehre. 


Çaylar kaçak. Ben İstanbul'da memleketimden gelen Giresun çaylarını, Diyarbakır'da ise kaçak çayı içiyorum. İstanbul'a ilk döndüğümde kaçak çayı, oraya vardığımda ise kendi çayımızı arıyorum ama sonra alışıyorum.


Ekmek kültürü İstanbul'daki gibi her mahalle bakkalında satılan cinsten değil. Ramazan ayında yediğimiz pidenin susamsızı gibi bir ekmekleri var. Yine bu ekmek de sevilesi, yenilesi.


Abarttıkları kadar yazları sıcak, kışları soğuk bir memleket değil. Yazın çok sıcak bile olsa nemsiz olmasından dolayı bunaltmıyor. 


Diyarbakır'ın havası çok kuru olduğundan yanınızda mutlaka nemlendirici kreminizi bulundurun. Yoksa benim gibi dudağınız çatlar, yüzünüz pul pul dökülür.


NOT: Diyarbakır'ın Ofis semtinde Fuar diye adlandırılan yeraltı çarşısına muhakkak uğrayın. Kozmetik ürünlerini oldukça uygun fiyata bulabilirsiniz. 


Sıkıcı bir şehir değil Diyarbakır. Kültürlü gençleriyle, her kafede kitap köşelerinin bulunmasıyla, kahvesiyle, şarabıyla, peyniriyle çok sevdiğim şehirlerden biri. Diyarbakır'a gelince Mardin ve Hasankeyf yapmadan dönmek olmazdı. Mardin ve Hasankeyf yazılarım da geliyor olacak. 

Bu yazıda bahsedemediğim, henüz gitmediğim yerler de var. Onları da bir sonraki Diyarbakır ziyaretimde yazacağım.









2016 ZİYARETİMDEKİ DİYARBAKIR

Savaş kendini sokakta, sanatta, evde her yerde gösteriyor. Bu da Sur'daki savaşın bir diğer yüzü.






2016'da savaş sürerken gerçekleri bir kez daha görebilmek adına Diyarbakır'a gittiğimde hemen yan sokağımızda bombalar patlıyordu. Dört Ayaklı Camii ve o caminin olduğu sokak vardı. Esnaf vardı. Şimdi ise Nazım'ın da söylediği gibi: 

Bir şehir vardı yeller eser yerinde. 

Yok olan şehirlere şiirler yazılmayacak. 
Şair kalmayacak ki...